Değerli Automobile Magazine okurları, dostlarımız ve otomotiv sektörünün paydaşları;
Bugün karşınızda, arkasında 15 yıllık emeğin, dürüstlüğün ve resmi devlet tescilli ulusal/milli yayıncılık sorumluluğunun gururunu taşıyan bir yayın yönetmeni olarak oturuyorum. Bugün size vitrinlerin arkasındaki o parıltılı ama içi boş dünyadan, yani “algı yönetiminden” bahsetmek istiyorum.
Sosyal medyada on binlerce sahte takipçi satın almak, yapay etkileşimlerle devasa kitleler varmış gibi davranmak ve enerjiyi tamamen göz boyamaya harcamak çok kolay. Haftalık paketlerle her şeyin satın alınabildiği bu sahte sahnede biz de yerimizi alabilirdik. Eğer biz de isteseydik, bugün arkasına sığınılan o kolay yolu seçer, cebimizden bütçeler ayırıp hesaplarımıza yüz binlerce satın alınmış takipçi doldurabilirdik. Her hafta paket paket beğeni ve sahte yorumlar satın alıp, mükemmel grafiklerle bezenmiş ama içi bomboş olan o “şişirilmiş” dünyada liderlik oynayabilirdik. Enerjimizi gerçek haberciliğe ve web sitemize değil, tamamen bu sahte algı balonunu büyütmeye harcayıp, YouTube projeleriyle yapay bir büyüklük algısı inşa edebilirdik. Üstelik biliyoruz ki bunları yapmak, parayı verip haftalık paketler satın almak kadar basit ve kolay.
Ancak biz aynaya baktığımızda yüzümüz kızarmasın istedik. Kendimizi kandırmadık, sizleri de aldatmadık.
Neden mi yapmadık?
Birincisi, bizim kendimizi ve bizi takip eden sizleri kandırmaya ihtiyacımız yok.. İkincisi ve en önemlisi; kandırarak, algı yaratarak iş yapılmayacağına, bu sahteliğe emek harcanmayacağına ve bu tür yöntemlerle geçim sağlamanın dürüst ya da onurlu sayılamayacağına, bu şekilde kazanılan ekmek parasının helal ve hoş olmayacağına inandık. Biz her zaman gerçeğin ve alın terinin yanında durduk.
Madalyonun bir de diğer yüzü var:
Sektördeki köklü bazı PR ajansları, bunların kurucuları ve arkalarındaki kimi eski dernek yapıları; yıllardır, günümüzde sektörle neredeyse hiç ilgisi kalmamış ya da geçerliliğini ve gerçek okur kitlesini çoktan yitirmiş oluşumları yüceltmeye çalışan, şişirilmiş “sahte raporlar” sunuyorlar. Otomotiv markalarının kurumsal yönetimlerini yanıltmayı kendilerine görev edinmiş gibi görünen bu yapılar, yıllardır Ankara ve Türk devletinin yetkisi altındaki resmî tescilli ulusal yayınımızı görmezden gelmeye çalışırken, aynı zamanda her türlü yolla markalar nezdinde bizi itibarsızlaştırmaya ve küçümsemeye gayret etmektedirler. Kurguladıkları bu yapay düzen içinde, doğruları dile getirenleri susturmaya çalışmaktadırlar.
Kendi kurdukları bu suni düzende, gerçeği haykıranları gölgelemek istiyorlar.
Üstelik bu çarpık düzen sadece kağıt üstündeki sahte raporlarla da sınırlı kalmıyor. Malum PR ajansı yöneticilerinin yıllardır “arkadaş, dost” diyerek el üstünde tuttuğu bu yapıların, kendilerine tahsis edilen basın test araçlarını nasıl kullandıklarını da ibretle izledik. Basın yayıncılık ilkelerini ayaklar altına alarak, bu test araçlarıyla ticari kazanç sağlayanları, korsan taşımacılık veya yolcu taşıma uygulamalarında ya da bazı acentelerde maddi çıkar karşılığı yolcu taşıyanları gördük. Araçları eşe, dosta, komşuya günlerce keyfi kullandıranları; otomobilleri gereğinden fazla yıpratarak, koltuklarında evcil hayvanları yatırıp temizlemeden iade edenleri ve tüm bu usulsüzlüklerin ardından o araçların bizlere nasıl teslim edildiğini yıllar içinde bizzat tecrübe ettik.
Peki, tüm bunların en trajikomik yanının ne olduğunu biliyor musun?
Sektöre ve markalara bu zararları veren kişiler hiçbir yanlış yapmamış gibi davranırken; biz mesleğimizi dürüstçe icra etmemize ve bu usulsüzlüklerin hiçbirine asla karışmamış olmamıza rağmen, onlar yıllar boyunca asılsız söylentilerle bizi ve yayınımızı itibarsızlaştırmaya çalıştılar.
Bizzat kendilerinin işlediği her türlü rezaletten, sanki sorumlusu bizmişiz gibi defalarca bahsettiler.
Oysa çok önemli bir şeyi unuttular:
Biz, bu tiyatroyu kaleme alanları da, onda rol alanları da gayet iyi biliyoruz. Çok net söylüyorum: Kimin kiminle iş tuttuğunu, markaların kurumsal yönetimlerini kandırmak için hangi tezgahların kurulduğunu, tek tek, isim isim çok iyi bilmekteyiz.
Burada, Türkiye’de 20 yıldan fazla bir süredir otomotiv sektöründe basılı yayıncılıktan gelen; 4x4SuperSport, WorldCars Magazine ve Automobile Magazine gibi sektöre yön veren 3 farklı ulusal derginin imtiyaz sahibi, kurucusu ve yöneticisi olarak konuşuyorum. İşin her anlamda 20 yılı aşkın süredir mutfağından gelen, 1995 yılında Marmara Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu o dönemki adıyla Matbaacılık (günümüzdeki adıyla Basım ve Yayım Teknolojileri) ilgili bölümünü okumuş, sektörün her aşamasında bulunmuş bir medya şirketi yöneticisi olarak, madalyonun diğer yüzündeki o en üzücü tabloyu da açıklamak zorundayım.
Gerçek anlamda basılı ve dijital yayıncılığı hiç bilmeyen, hayatında bunu meslek edinmemiş bazı şahısların, alelacele bir site açarak malum derneğe zamanında “eş-dost” ilişkileriyle kayıt ettirildiklerini gördük. Mesleğimizle uzaktan yakından ilgisi olmayan bu şahıslar, ne yazık ki bugün otomotiv sektöründe düzenlenen çeşitli sektörel oylamalarda, ödül süreçlerinde jüri olup oy kullanıyorlar! Bununla da kalmayıp, reklam konusunda markaları ve ajansları sürekli taciz eden, basın meslek ilkelerine tamamen aykırı davranışlar sergileyen bir yapı kurdular. Ekmeğini sadece bu işten kazanan, işin mutfağından gelen bizim gibi isimleri ajanslara karşı manipüle etmeye çalışarak, reklam verenlerin gözünde sektörü yıpratan bir algı oluşturdular ve bu yolla haksız kazanç sağladılar, sağlamaya da devam ediyorlar.
Yine son 15 yıl içinde mesleğe adım atan, erkek-kadın fark etmeksizin otomotivle uzaktan yakından alakası olmayan bazı kişilerin, sadece bir YouTube kanalı veya Instagram hesabı açarak kendilerine çok komik bir şekilde “otomotiv basınıyız” dediklerine şahit oluyoruz.
Ne yazık ki, basın mensubu olmak böylesine basit bir düzeye indirgenmiş durumda.
Kişisel bilgi, deneyim ve gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki; bu kişilerin birçoğu otomobiller hakkında neredeyse hiçbir şey bilmemekte ve araç kullanmayı yalnızca kendilerine tahsis edilen test araçları sayesinde öğrenmektedir.
Otomotiv sektörüne dair kayda değer hiçbir bilgiye sahip olmaksızın, sektör etiğiyle bağdaşmayan ticari beklentilerin yönlendirdiği oylama süreçlerine katılmaktadırlar. Acı gerçek şu ki, markaların zaman zaman bu kişilerin oylarına gerçekten ihtiyacı olmaktadır.
Araç kullanmaktan dahi anlamayan bu şahıslar, otomobil test sürüşlerini sırf “kadın olsun” diye eşlerine ya da komşularına yaptırıp bunları sitelerinde yayınlayanlar var. İşte bazı şahıslar, Türkiye’de otomotiv medyasını maalesef bu acınası duruma getirdiler.
Dolayısıyla bir kez daha sormamız gerekiyor:
Bu şahıslar, faaliyetlerini herhangi bir anlamlı denetim veya doğrulama olmaksızın hangi kuruluşlar aracılığıyla yürütüyorlar? Kendi adlarına kayıtlı resmi ticari işletmeleri var mı? Yasalara uygun finansal ve vergisel yapıları mevcut mu?
Bunların da mutlaka incelenmesi gerektiğine yürekten inanıyorum.
Zira eğer bu kişiler “basın” kisvesi altında kurdukları web siteleri aracılığıyla sektörümüzden maddi kazanç sağlıyorlarsa, yıllardır büyük kurumsal firmalar ve uluslararası ajanslarla çalışan ve bu tür faaliyetlerden gelir elde eden kişilerin de şüphesiz resmen tescilli ticari işletmelere sahip olmaları gerekir.
Bu konu, hem hukuki hem de mali açılardan kapsamlı bir şekilde incelenmelidir.
20 yılı aşkın bir süredir ofis kiralarını, diğer tüm resmi giderleri kendi adımıza boşuna mı ödüyoruz? Kazandığımız her kuruşu bu devlet tescilli yayınların kurumsallığına boşuna mı yatırıyoruz?
Biz, 15 yıldır olduğu gibi bugün de algının değil, gerçeğin; şişirilmiş illüzyonların değil, tescilli milli haberciliğin arkasındayız. Biz ekmek paramız için dünya genelinde her anlamda, her alanda, her yapı ile yıllardır savaşıyoruz, savaşmaya da devam edeceğiz. Peki, siz hangisini seçerdiniz? Hakikati mi, yoksa parayla satın alınmış algıları mı?
Umut Özgür Sunay