İstanbul gibi büyük metropollerde en temel trafik konularından biri hâlâ tartışılmaya devam ediyor: yaya geçidi güvenliği.
Kâğıt üzerinde kural net: Yaya geçidinde yayaya yol verilir.
Ancak sahadaki karşılık her zaman aynı değil. Sahadaki gerçek, bunun tam tersi.
Bazı sürücüler durup yayaya yol verirken, bazıları yaya geçidine hız kesmeden giriyor. Hatta kimi durumlarda yayaların çok yakınından geçen araçlar, bu alanı bir geçiş noktası olmaktan çok bir hız koridoru gibi kullanabiliyor.
Bu durum özellikle yoğun nüfuslu büyük şehirlerde daha görünür hale geliyor.
İstanbul trafiğinde özellikle ticari araçlar ve motorlu kuryeler, yoğunluk ve zaman baskısının da etkisiyle bu kurala her zaman aynı hassasiyetle yaklaşmayabiliyor. Bu da yaya güvenliği açısından kritik bir risk alanı oluşturuyor.
Özellikle günün yoğun saatlerinde, yaya geçitlerinde bekleyen yayaların tereddüt yaşaması ya da karşıdan karşıya geçişte hızla akan trafik nedeniyle zorlanması, sorunun günlük yaşamın bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
Bununla birlikte mesele yalnızca kural ihlaliyle sınırlı değil.
Trafikte farklı seviyelerde eğitim, deneyim ve sürüş alışkanlığına sahip sürücülerin aynı yoğun trafik ortamını paylaşması da riskleri artıran bir diğer unsur olarak öne çıkıyor. Bu durum özellikle büyük şehirlerde trafik akışını daha öngörülemez hale getiriyor.
Trafikte yeterli eğitim ve deneyime sahip olmayan, ehliyet süreci ya da sürüş disiplini tartışmalı bazı sürücülerin varlığı da sahada gözlemleniyor.
Ayrıca yaya önceliği bilincinin günlük sürüş pratiğine her zaman aynı ölçüde yansımadığı da gözlemleniyor. Bu da hem yayalar hem de sürücüler açısından zaman zaman riskli durumların oluşmasına neden olabiliyor.
Genel tabloya bakıldığında ise yaya geçitlerinin şehir içi trafikte yalnızca bir geçiş alanı değil, aynı zamanda bir güvenlik standardı olduğu gerçeği öne çıkıyor.
Yaya güvenliği neden hâlâ bu kadar kırılgan?
Daha “medeni” olması beklenen özellikle büyük şehirlerimizde, en temel trafik kurallarına uyum neden bu kadar zayıf bir noktadan hala devam etmeyi sürdürüyor?
Yazar – Özgür Sunay